Evet, fazla vergi ödersiniz. Enflasyon düzeltmesi 2025-2027 hesap dönemleri için askıya alındığından stoklar alındıkları günün fiyatıyla taşınıyor; aylar önceki bir parti bugünkü satışın maliyetine o eski rakamla giriyor. Satılan malın maliyeti olduğundan düşük çıkıyor, aradaki fark kâr sayılıp vergilendiriliyor. İstisna yalnızca banka ve benzeri finansal kuruluşlar.
Geçici vergi dönemini kapatırken "bu kadar kârı ben nereden ettim" diye sormanın en yaygın sebebi budur.
Askıda olan ne, yürürlükte olan ne#
7571 sayılı Kanunun geçici 37. maddesiyle enflasyon düzeltmesi 2027 sonuna kadar uygulanmıyor. İstisnası banka, sigorta, finansal kiralama, faktoring, finansman şirketleri gibi finansal kuruluşlar; onlar düzeltmeyi yapmayı sürdürüyor. Geri kalan herkes için parasal olmayan kıymetler tarihî maliyetleriyle duruyor.
Fiyatların yerinde saydığı bir ortamda bunun kimseye zararı olmaz. Ama TÜİK'in her ay açıkladığı yurt içi üretici fiyat endeksinde yıllık artış 2026 Temmuz'unda %27,83 seviyesindeydi. Alış fiyatı bu hızla değişen bir malı defterde altı ay önceki rakamla taşımak, muhasebe kârı ile gerçek kâr arasına ciddi bir açı sokuyor.
Sabit kıymetler tarafında bir telafi mekanizması var: VUK mükerrer 298/Ç kapsamındaki sürekli yeniden değerleme. Stoklarda ise böyle bir mekanizma yok. Fark tam olarak burada başlıyor.
Üç partilik bir hesap#
Konya'da inşaat malzemesi toptancılığı yapan bir limited şirket düşünün. Tek bir kalemi, örneğin belirli bir ölçüdeki bağlantı elemanını izleyelim.
| Parti | Tarih | Miktar | Birim alış | Tutar |
|---|---|---|---|---|
| 1 | 15 Eylül 2026 | 2.000 adet | 400 TL | 800.000 TL |
| 2 | 20 Kasım 2026 | 1.500 adet | 460 TL | 690.000 TL |
| 3 | 5 Ocak 2027 | 2.500 adet | 520 TL | 1.300.000 TL |
| Toplam | 6.000 adet | 2.790.000 TL |
Ağırlıklı ortalama maliyet, toplam maliyetin toplam miktara bölünmesiyle bulunur: 2.790.000 ÷ 6.000 = 465 TL. Partileri bu şekilde birleştirip kalan stok değerinizi ağırlıklı ortalama maliyet hesaplama aracıyla çıkarabilirsiniz.
Şirket ocak ayında 4.000 adedi 640 TL'den satsın. Hasılat 2.560.000 TL. Satılan malın maliyeti 4.000 × 465 = 1.860.000 TL. Muhasebe kârı 700.000 TL, brüt marj %27,3.
Şimdi aynı satışı tedarikçinin güncel fiyatıyla, yani malı yerine koymanın bugünkü bedeliyle ölçelim. Tedarikçi ocak sonunda 560 TL'ye çıkmış olsun. Yenileme maliyetine göre maliyet 4.000 × 560 = 2.240.000 TL, kâr 320.000 TL, marj %12,5.
Aradaki 380.000 TL hiç kazanılmamış bir kârdır; stokun yerine konması için harcanacak paranın kâr olarak görünmesinden ibarettir. Kurumlar vergisi oranı %25 olduğuna göre bu satır tek başına 95.000 TL fazladan vergi demektir. Üstelik para kasada değil, rafta duruyor.
Bilanço tarafı da aynı yanılgıyı taşıyor. Kalan 2.000 adet defterde 930.000 TL görünür; oysa aynı malı bugün almanın bedeli 1.120.000 TL'dir. 190.000 TL'lik fark hiçbir tabloda yer almaz.
FIFO daha mı iyi olurdu#
Aynı örnekte ilk giren ilk çıkar yöntemi uygulansaydı satılan 4.000 adedin maliyeti 800.000 + 690.000 + (500 × 520) = 1.750.000 TL olurdu. Kâr 810.000 TL'ye çıkar, yani vergi matrahı daha da büyürdü. Buna karşılık kalan 2.000 adet 1.040.000 TL ile, güncel fiyata çok daha yakın bir değerle bilançoda dururdu.
Yani iki yöntemin yanılması farklı yönlerde: FIFO gelir tablosunu daha çok şişirir, bilançoyu düzeltir; ağırlıklı ortalama kârı biraz yumuşatır, bilançoyu geride bırakır. Çoğu kaynak ortalama maliyeti "enflasyonda daha güvenli" diye önerir; doğrusu, hangi tablonun yanıltmasının işletmeye daha pahalıya patlayacağına göre karar vermektir. Kredi başvurusunda bilanço, fiyat kararında gelir tablosu belirleyici olur.
Bir de yöntem serbestisi meselesi var. Kanun ortalama maliyet ile FIFO arasında seçim hakkı tanır, ancak seçilen yöntemin dönemler arasında keyfî biçimde değiştirilmemesi gerekir; son giren ilk çıkar yöntemi ise 2004'ten beri uygulanamaz.
Hareketli ortalama gecikmeyi nereye taşır#
Dönem sonunda tek seferde hesaplanan ortalama ile her alışta yeniden hesaplanan hareketli ağırlıklı ortalama aynı şey değil. Hareketli yöntemde 5 Ocak'taki 2.500 adetlik alış, o tarihten sonraki satışların maliyetini hemen yukarı çeker. Ocak başında yapılan satışlar ise hâlâ eski, düşük ortalamayla maliyetlenir.
Gecikme böylece ortadan kalkmaz, yalnızca kısalır. Ay içinde büyük alım yapan işletmelerde hareketli yöntem gerçeğe belirgin biçimde daha yakın durur. Alımın seyrek ve büyük partiler hâlinde yapıldığı, satışın sürekli aktığı bir yapıda ise iki yöntem arasındaki fark birkaç puana çıkabiliyor.
Hareketli yöntemin bir de uygulama şartı var: alış faturasının stok kartına, satıştan önce işlenmiş olması gerekiyor. Faturaların ay sonunda toplu girildiği bir düzende hareketli ortalama zaten çalışmıyor, çünkü sistem satış anında hangi maliyetin geçerli olduğunu bilmiyor.
Maliyete neyin gireceği ayrı bir sorun#
Ortalamanın kendisi kadar, ortalamanın hangi rakamlar üzerinden alındığı da önemli. Satın alınan emtianın maliyet bedeli, sadece fatura üzerindeki mal bedeli değildir; malın işletme stoklarına girene kadar yapılan nakliye, sigorta, gümrük ve yükleme-boşaltma giderleri de maliyete girer.
Uygulamada sık görülen hata, navlun ve gümrük masrafının doğrudan gider hesaplarına yazılmasıdır. Bu, iki yönlü bir bozulma yaratır: birim maliyet olduğundan düşük çıkar, dönem gideri olduğundan yüksek görünür. Enflasyon gecikmesinin üstüne bir de bu eklendiğinde, satış fiyatı kararının dayandığı maliyet rakamı gerçekten uzaklaşır.
Ters yönde bir yanılgı da var. Alış iskontoları ve ciro primleri maliyeti aşağı çeker; bunları hesaba katmadan "maliyetim şu" demek, bu kez marjı olduğundan düşük gösterir. İki hata birbirini götürmez, üst üste biner.
Sabit kıymette çare var, emtiada yok#
Sürekli yeniden değerleme yalnızca amortismana tabi iktisadi kıymetler içindir. Makineniz, deponuz, servis aracınız dönem oranlarıyla güncellenir; değer artışı 522 Maddi Duran Varlık Yeniden Değerleme Artışları hesabında izlenir ve vergilendirilmez. 2026 için birinci geçici vergi dönemi oranı %4,19, ikinci dönem oranı %11,51 olarak açıklandı; hadleri ve cezaları belirleyen yıllık yeniden değerleme oranı ise %25,49.
Bu, aynı bilançoda iki farklı rejimin çalıştığı anlamına geliyor: torna tezgâhınız güncellenirken deponuzdaki çelik profil eski fiyatıyla duruyor. Sabit kıymet tarafındaki artışı ve doğacak ek amortisman avantajını yeniden değerleme hesaplama aracıyla görebilirsiniz. Stok için eşdeğeri yok — olmadığı için de fiyat kararını muhasebe kaydına bırakmak yanlış.
Emtiada tek istisna, malın gerçekten değer yitirmesi hâlidir. Yangın, bozulma, moda değişimi gibi sebeplerle kıymeti düşen mallar emsal bedelle değerlenebilir, ancak bunun için takdir komisyonuna başvurulması gerekir. Enflasyon nedeniyle "maliyet düşük kaldı" demek bu kapıdan geçmez.
Fiyat listesini hangi maliyet kurar#
Cevap net: yenileme maliyeti. Rafı yeniden doldurmak size ne kadara mal olacaksa fiyat onun üzerine kurulur. Defterdeki 465 TL, geçmişte ödenmiş bir paranın kaydıdır; gelecekteki fiyatı belirlemek onun işi değil.
Farkı marj tarafında görmek daha çarpıcı. İşletme giderlerinin satış fiyatına oranı %8 olsun.
| Ölçü | Birim maliyet | Gider payı | Toplam maliyet | Kâr | Marj |
|---|---|---|---|---|---|
| Defter maliyeti | 465 TL | 51,20 TL | 516,20 TL | 123,80 TL | %19,3 |
| Yenileme maliyeti | 560 TL | 51,20 TL | 611,20 TL | 28,80 TL | %4,5 |
Aynı 640 TL'lik satış fiyatı, bir hesapta sağlıklı bir marj gösterirken diğerinde başabaşa yaklaşıyor. Hedeflenen marja göre olması gereken fiyatı kâr marjı hesaplama aracında deneyebilirsiniz; %8 gider ve %20 hedef marj ile 560 TL'lik yenileme maliyeti 777,78 TL'lik bir satış fiyatı gerektiriyor.
Burada sık karıştırılan iki kavramı da ayırmakta fayda var: marj satış fiyatına, mark-up maliyete oranlanır. "Üstüne %20 koydum" diyen bir satıcının marjı %20 değil, %16,7'dir.
Dönem kapanırken bakılacak yerler#
Geçici vergi 2026'dan itibaren yeniden dört dönem olduğu için bu kontrol yılda dört kez tekrarlanıyor. Her kapanışta üç şeye bakmak yeterli: sayım sonucu ile kayıtlı miktarın örtüşmesi, en son alış faturasındaki birim fiyatın ortalama maliyetten ne kadar uzaklaştığı ve satış fiyatlarının bu farkı taşıyıp taşımadığı.
İkinci maddeyi somut bir orana çevirmek işi kolaylaştırıyor. Son alış fiyatını ortalama maliyete bölün. Örnekteki kalemde bu oran 560 ÷ 465 = 1,20; yani malı yerine koymanın bedeli, defterdeki maliyetin %20 üstünde. Bu oranın 1,10'u aştığı her stok kalemi, fiyat listesinde gözden geçirilmesi gereken kalemdir. Yüzlerce kalemli bir stokta hepsini tek tek incelemek mümkün değil; oranı yüksek olan otuz kalemi ayıklamak, kârlılığın büyük kısmını kurtarmaya yetiyor.
Üçüncü madde ise sadece hesap değil, karar meselesi. Rekabet nedeniyle fiyatı yükseltemiyorsanız, sonucu bilerek kabul etmek ile farkında olmadan kâr sanmak arasında dağlar kadar fark var. Birincisinde stok devir hızını artırarak ya da alım vadesini uzatarak telafi ararsınız; ikincisinde kâr dağıtır, sonra işletme sermayesi aramaya çıkarsınız.
Alış faturalarının stok kartlarına anında düşmediği bir düzende bu karşılaştırmayı yapmak mümkün değil; ay sonunda toplu giriş yapılan bir sistemde son alış fiyatını görmek için klasöre bakmak gerekir. PONEO'da alış faturasının stok kartını ve ortalama maliyeti aynı anda güncellemesi, tam olarak bu gecikmeyi kapatmak için var.
Kâğıt üstündeki kâra sevinmeden önce şu soruyu sormak yeterli: sattığım malı yerine koyduğumda cebimde ne kalıyor? Vergi o kârdan alınıyor, işletme ise bu farkla ayakta duruyor.
- ağırlıklı ortalama maliyet enflasyon etkisi
- stok maliyeti düşük çıkıyor
- fiktif kâr nedir
- hareketli ağırlıklı ortalama yöntemi
- 2026 enflasyon düzeltmesi yapılacak mı
- stok değerleme yöntemi seçimi
